22 Mayıs 2017 Pazartesi

SANA SÖYLEYEMEDİĞİM HER ŞEY -CELESTE NG

Çeviri:Zeynep YEŞİLTUNA
1. Basım 2015
336 Sayfa

"Sevgin ve umutların o kadar büyük oluyor ki , sonunda elinde avucunda bir hiç kalıyordu."

Ben bu kitabı okumaya başlarken , instagrama koyduğum fotoğrafın altına bir iki arkadaş , ebeveynlerin okuması gerekir falan yazmıştı.

Evet ben de bir ebeveynim ya ilk başlarken , nasıl ders alırım , neresini kendimle bağdaştırabilirim diye bir kasıldım.

Ama bu kitap öyle bir aktı , ben o kadar çok sevdim , öyle çok etkilendim ki , ders alma kısmını kaçırdım.

Bilmiyorum benimle mi alakalı , yeğene de okutuyorum şimdi , bakalım o da etkilenecek mi benim gibi.

Çok sevdim , yazarın ilk kitabı olmasına , birden fazla konu anlatmaya çalışmasına rağmen hem de .




19 Mayıs 2017 Cuma

Fedailerin Kalesi ALAMUT -VLADIMIR BARTOL







Çeviri: Ender Nail
1. Baskı 2012
510 Sayfa



"Esasen her türlü tarikat , mensuplarını aldatma üzerine kurulur."

"Hiçbir şey gerçek değil, her şey mubah."

"İnsan hayatının tamamını dört duvar arasında geçirebilir. Kendisini tutsak olarak hissetmediği müddetçe tutsak sayılmaz. Ama kainatın sınırsız büyüklüğünü, milyonlarca yıldızı, galaksiyi  görüp , onlara asla erişemeyeceğini bilen biri için koskoca dünya hapishaneden farksızdır."

**********
Şimdi eğer bu kitabı bir tarih kitabı olarak okumak isterseniz yanılırsınız , yani tarihi gerçekler yok değil ama tamamını gerçek olarak kabul etmenin de imkanı yok.

Fakat roman olarak bile Haşhaşi'leri okumak keyifli.

Enteresan bir keyif , haşhaş çekmiş kadar değildir büyük ihtimalle , yani kafa yapıcı bir durumu yok kitabın.

Fakat ben sevdim , gerçekten sevdim .

Aslında son zamanlarda dikkatimi celbeden tarih okumalarım içinde en çok merak ettiklerimden biri Hasan Sabbah ve Haşhaşi'ler , tabii bu merakı gidermek için bu kitap yeterli değil , ama tarih okumalarım yavaş yavaş ilerleyecek diye düşündüğümde  iyi başlangıçlarımdan biri olarak kabul edebilirim .

Gerçi roman olarak baksanız bile , oldukça düşündürücü bir kitap .

Son günlere biraz fazlaca uyan yanları da yok değil , sanırım "tarih tekerrürden ibaret" sözünü artık kabul etmek gerekir :( 





17 Mayıs 2017 Çarşamba

OSMANLI SARAYLARI , SARAY HAYATI VE HAREM -YAVUZ BAHADIROĞLU





1. Basım 2013
322 Sayfa

Topkapı Sarayı'nı daha önce 1 defa gezmiş fakat harem dairesi tadilatta olduğundan girememiştim.

Bu yıl , bildiğiniz üzere , Osmanlıca derslerinde alan çalışmaları yapıyoruz , bunlardan biri de Topkapı Sarayı'na idi. 

Ve işin güzel kısmı Harem dairesi açıktı, gerçi tam açık demek doğru olmayabilir , kısmen açıktı.

Saray hayatını ilginç bulmuşumdur her zaman , sadece Osmanlı'da da değil , Çin , Kore , Japon ve İngiliz saraylarını da ilginç bulurum .

Bu gezinin akabinde Saraylar ile ilgili bir kitap okumak istediğimde , sipariş ettiğim sitede ilk önerilenlerden biri bu kitap oldu.

Aslında o dakika anlamalıydım ve fakat anlayamadım.

Kitaba başladıktan sonra , Yazar'ın notu dikkatimi çekti , kendisine , "Tarihi Sevdiren Adam " derlermiş.

Biraz ilerleyince  Mustafa Armağan okuyormuşum  hissi oluştu bende , tam böyle düşünürken , yazar kendisinden "Sevgili Dostum" diye bahsetti ki bende fena halde jeton düştü ama fikir edinmek adına, her pencereden manzaraya bakmak lazım diyerek kitabı okumaya devam ettim.

Pek çok yabancı yazardan alıntılar yapmış Osmanlı Yaşamı için yazar , hepsini not aldım , ömrüm vefa ederse onları da okumak isterim.

Kitabın en enteresan tarafı Cellatlar kısmı. Bilmem neden ?

Yazara göre , "Böyle bir ortamda diktatörlüğün herhangi bir versiyonunun yeşermesi neredeyse imkansızdır . Zaman zaman diktatöryal yansımaları olan bazı uygulamalar ise , bugünün anlayışı ile değil, dönemin  zaruriyetleriyle birlikte düşünülmelidir."

Şimdi ben her şeyi anlıyorum , ecdat savunma mekanizması diye bir şey mevcut insanlarda kabul ediyorum fakat bu savunmayı yaparken daha dikkatli olmak zorundayız.

Kabulleniş; sorumluluk almak değildir .

Tarihi gerçekler, yumuşatılarak anlatılmaya çalışılmaması gereken , realiteler olmalıdır.

Olmuşsa olmuştur , o dönem yapılmış şeylerin şimdi savunulması, başka yerlere çamur atılmaya çalışılması  bir yerde komik duruma düşürebilir insanları . 

Bu sebepten tarihte her mevzuyu aklamaya çalışmamalı , olduğu gibi yazmalı insanlar , bunu yazdılar diye kimse onları yapılanlardan mesul tutmayacak , hakikatler de bu şekilde su yüzüne çıkacaktır. .

 Avrupa Saraylarında da şunlar şunlar olmuş diye bizimkilerin yaptıkları haklı olmuyor yani , varsa bilginiz bir kitap ta Avrupa Saray Hayatını yazarsınız , biz de oralarda neler yaşanıyormuş okur , öğreniriz .

Netice olarak , Bahadıroğlu da , arkadaşı Mustafa Armağan gibi gözümde tarih yazarı değil, tarihi masal/kurgu yazarı olarak yerini belirlemiş oldu.





15 Mayıs 2017 Pazartesi

DUMAN VE KEMİĞİN KIZI- LAINI TAYLOR



Çeviri:Uğur Mehter
1. Basım 2013
435 Sayfa

"Umut. Umut , çok güçlü olabilir.Belki gerçek sihir diye bir şey yoktur ama en çok neyi istediğini biliyorsan ve umudu içinde bir ışık gibi tutabiliyorsan , neredeyse sihir kullanmış gibi , dileklerinin gerçekleşmesini sağlayabilirsin."

Duman ve Kemiğin kızı okunacak kitaplarım arasına tesadüfen ve jet hızıyla girdi , yine aynı hızla okundu çünkü ödünç bir kitaptı.

Daha önceki paylaşımlarımdan bilenlerin bildiği doktor adayımıza Cinder serisini övünce ve ödünç verince, o da bu seriden bahsedip , serinin bu ilk kitabını getirdi sağolsun.

Ben de hemen okuyuverdim , hiç hesapta olmayan bu güzelliği .

Çok beğendim dersem yalan olacak , aslında beğenmedim de değil ama bu tip kitapları genel olarak hız kazanmak için okuduğumdan ve arada hayal dünyasına dalmayı sevdiğimden sanki bu kitapta o istediğim hızı da , hayalleri de çok yakalayamadım .

Ne ki ders çalışma modundan (en azından psikolojik olarak :D) yeni çıktığım için de yavaş bulmuş olabilirim .

Yine de tam olarak beklentilerimi karşıladı diyemeyeceğim , bakalım devamını getirirse okur ve ona göre karar veririm .:D 









13 Mayıs 2017 Cumartesi

100 BÜYÜK ROMANCI- SABRİ KALİÇ

TARİHE ADINI YAZDIRAN
1. Baskı 2012
235 Sayfa


Kitapta kimler yok ki;
Namık Kemal'den   Miguel de Cervantes'e,
Halit Ziya Uşaklıgil'den   Henry Fielding'e,
Refik Halit Karay'dan J.W. von Goethe'ye ,
Sabahattin Ali'den  Jane Austen'e,
Aziz Nesin'den  Victor Hugo'ya ,
Oğuz Atay'dan Jules Verne'e...

Aslında standart bir yazarlar antolojisi olabilecekken , yazarların kitaplarının çıkma yılları , ülkemizde çevrilme yılları ve yazarların hayatlarına dair o kısacık detaylar ile harika bir şey olmuş.

Kitap elimde uzun süre kaldı , aslında bitti ama kitaplığıma değil başucuma koymayı istiyorum , arada dönüp bakabileceğim iyi bir kaynak sanki .

Hakikatini isterseniz kitabı bitirene kadar merak ettiğim hazırlayanıydı ama bir türlü kimdir nedir bakamadım , belki de bilinç altından gelen bir dürtü ve yargısız okuma isteği ile bakmadım.

Kitabı bitirdikten sonra kim hazırlamış bu güzelliği deyip biraz bakınca; Sabri Kaliç olduğunu öğrendim , kendisini Google'layınca da;
aslında yönetmen olduğunu  ama bir sürü çeviri ve derleme kitabı bulunduğunu öğrendim işin kötüsü Kaliç'i kaybetmişiz , üzüldüm .

Enteresan biriymiş , adını bilenler var ben duymamışım .

Elinizde böyle bir kitap olsun derim, bu tip kitaplardan beğendiğiniz varsa yazın , edineyim :)


10 Mayıs 2017 Çarşamba

BANA ATATÜRK 'Ü ANLATTILAR -HIFZI TOPUZ

1. Basım 2010
7.Basım 2012
164 Sayfa

Hıfzı Topuz'u geç tanıdım ama asla tek kitapla bırakmaya niyetim yok demiştim en son , iyi ki demişim şurada, ESKİ DOSTLAR  :)

Tam olarak 6 ay sonra elime alabildim yeni bir kitabını , oysa elimde okunmayı bekleyenlerden biri de bu kitaptı :)

Yeğen'le bereber okuyacaktık , sonra benim okuyacak başka kitaplarım , onun sınavları , bizim sınavlarımız derken komplike gelişen olaylar arasına giremedi bu kitap .

Sonunda , vizeler bitsin ilk hafta 4 sıfır kitap bitireceğim dedim yeğen'e o da biri bu olsun istedi , birlikte başladık . 

Çünkü çok feci şekilde Hıfzı Topuz için kafasını şişiriyordum :D 

Birlikte okumanın da burası biraz kötü , yeni bir olayı anlatamıyorsunuz çünkü o da okumuş oluyor :D

Neyse  bu kitabında Topuz, Atatürk'ün etrafında olan kişileri anlatmış , kısa kısa , daha doğrusu bu kişilere Atatürk'ü sormuş .

Şu an hiçbiri yaşamasa da , ve daha önce pek çoğunu okumuşsam da benim için yeniden hatırlamak oldukça güzel ve heyecan verici oluyor .

Kimler yok ki kitapta;

*Falih Rıfkı Atay 
*Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
*Ali Fuat Cebesoy
*Cemal Bardakçı

Kitapta yazan şeylerden biri de Ata'nın şair olarak Tevfik Fikret sevdiği idi .

Şimdi ben Tevfik Fikret kitapları edinmeliyim sanırım , yeni Topuz kitaplarında buluşmak dileğiyle :D

8 Mayıs 2017 Pazartesi

SİSLİ DAĞLARIN ÖTESİNDE -KAREN MARIE MONING




Çeviri : Özge Burçak Aydınalp
1. Baskı 2013
400 Sayfa

"Bilirsin ya hani fanilerin uğruna soneler yazdığı , savaştığı , anıtlar diktiği duygu."

Bu bir takas kitabıdır.

İskoç hikayesi bakımından dikkatimi celbetmiş ne ki umduğumu bulduramamıştır.

İskoç hikayesi deyince benim aklıma Gelin gelir , Düğün gelir .(Julie Garwood kitapları) 

Yine de okumaya hız katabilir , keyifli zaman geçirtebilir , kontrolsüz alınması halinde kilo* yapabilir:D

*Çerez dediğimiz kitaplardan ya o bakımdan :D




6 Mayıs 2017 Cumartesi

FAKİR KENE -BİRHAN KESKİN

1. Basım 2016
3. Basım 2016
77 Sayfa


"Şuraya bir cümle koydum .Bırak, acımızı birileri duysun .Hem zaten şiir niye var ? Dünyanın acısını başkaları da duysun!"

Her Birhan Keskin okuduğumda , daha fazlasını yazamaz diye düşünüyorum .

Her yeni kitapta yutturuyor bu lafı bana .

Muazzam diye bir şey varsa , işte bu 77 sayfada , kısacık satırlarda , sayılı kelimelerde .

İnsanların sayfalarca yazarak anlatamadıklarını , kelimelerle ifade edebilmekte marifet işte.

Büyüksün toprağım , saygıyla...


4 Mayıs 2017 Perşembe

MUTSUZ ÇOCUKLAR ÜLKESİ -ÖZGÜR BACAKSIZ


16-25. Basım 2016
143 Sayfa

"Hayat bir "mışlar" silsilesiydi mutsuz çocuklar ülkesinde ."

"Renkli topaçlar yok, leblebi tozu yok , Eti Puf kokan marketler yok , terden ıslanan çocuk tişörtlerinin sıcaklığı yok , seksek oynadığın tebeşir izleri yok, iyi orta açan bir sağbek yok , 
bir vicdan yok ,
bilmişlik çok kibarlık yok ,
umut yok , gelecek yok , eskiye özlem çok."

*****************
Özgür Bacaksız 'ı ilk okuyuşum. 

Elimdeki 25. Basım olunca , önce biraz tırstım açıkçası sonra mevzu 90'larsa sorun olmaz deyip başladım.

90'lardaki çocuklukları okumaya yavaş yavaş alışıyorum sanırım.

Son zamanlarda bir hayli popüler , eskileri yad etmek :)

Gerçi Bacaksız'ın kitabı için çok sevdim diyemem .

"Yani" ile "eh işte" arası bir yerde .

Zaten oldukça boş  bırakılmış sayfaları okumak kolay orası ayrı ve fakat 90'lar deyince , hani kendi çocukluğumun da geçtiği , hafif göz doldurmalı , biraz burun sızlatmalı .

Biraz beni tutup o günlere götürmeli :)

Bu kitap onu yapamadı ne yazık ki .

Olsun yine de 90'lar hep güzel gönlümde :)






2 Mayıs 2017 Salı

KENDİ GECESİNDE -İNCİ ARAL

1. Basım 2014
355 Sayfa

"Belki de geriye kalan tek şey oyun da olsa aşktı."

"Vedalaşmayalım. Veda can yakar . Ayrılık sessizce yaşanmalı .Bırakır gidersin , biter."

"Yalnızlık sevildiği zaman daha soylu, daha derin bir anlam kazanıyordu."

"Seçtiğimiz hayat bizi kendine benzetir."

"Hiç kimse olduğunu sandığı kişi değildir."

***************

Bir gay hikayesi diyeceğim ama aslında değil.

Bir kendini arama hikayesi desem , tam karşılamayacak .

Öyle iki arada bir derede yaşanan çalkantılı hayat, hissedilen kafa karışıkları, kendini bulma sorunsalı.

Gay hikayesi değil deme sebebimse , o kadar çok kendini sorgulama var ki hikayede , aşkı bulmak biraz zor .

Sonunu sanki bir yere bağlamak için uğraşmış yazar.

Keşke sonu havada kalsaydı dediklerimden biri.

Bu arada kitabı yeğen'den tırtıkladım, üzerine konuşurken,
 insanların ;

genel olarak cinsel içeriğini fazla bulduğunu, söyledi.

Ben kitabı cinsel içerikli bulmadım .

Yani insanların cinsellik anlayışı bu kadarsa  vah halimize diyeceğim ama Grinin Elli Tonu'nun izlenme oranlarını düşününce yine samimiyetsizliğimizi hatırlatmak zorunda kalıyorum kendime.