20 Eylül 2017 Çarşamba

BABANIZ ATATÜRK -FALİH RIFKI ATAY






2012 Basım
150 Sayfa

"O zamanki arkadaşlarından birinin anlattığına göre,
bir gün komşu çocukları birdirbir oynuyorlarmış.Kendisini de çağırmışlar ,
-Gel sen de oyna! demişler.

Mustafa ;
-Peki, demiş ve olduğu yerde ayakta durmuş.
-Ama eğil de atlayalım, demişler.
Mustafa başını sallayarak :
-Ben eğilmem .Üstümden böyle atlayabilirseniz atlayın , cevabını vermiş."

************

Kitap bir takas kitabı ,yazarın Zeytindağı  adlı kitabını okuduğumdan beri bütün kitaplarını edinmeyi istediğimden elime geçmiş olması muhtemel.

Atatürk hakkında bir şeyler okumak beni her zaman mutlu etmiştir fakat bu kitapta yeni bir şey yok benim için .

Zaten oldukça kısa tutulmuş .

Yine de O'nu okuyabilmek, harika hissetmek için yeterli , okuduklarım, bildiklerim bile olsa .

Bir de şu notu düşeyim , 

hala üzerinden atlamak isteyen onca kişi olmasına rağmen, başını eğmeyen tek kişi O gözümde.




18 Eylül 2017 Pazartesi

MIRANDA'NIN GÜLÜŞÜ -JUDITH MICHAEL


Çeviri: Füsun DOBRA
394 Sayfa

"İnsan kendini anlamayan kişilerle uğraşmaktansa yalnız kalmayı yeğler ."

"Hepimiz hayal kırıklığına uğrar , sevdiklerimizi kaybederiz ; bazen bu acı diner, bazen dinmez, gene de bir yolunu bulur yeni bir yaşam kurarız .Belki umduğumuzdan değişik bir yaşamdır , ama hayal ettiğimizden kötü olması gerekmez."


Bu kitap elime büyük ihtimalle bir takas neticesinde geçti.

Çünkü ne kitap ne de yazar hakkında bir şey biliyorum.

Orta yaşlarda Amerikalı bir kadın ile Çinli bir adamın aşkını anlatıyor.

Buraya kadar hiçbir sorun yok , kitaba başlıyorum kadın Çin'e geliyor ve Çin anlatılmaya başlanıyor , ben merak ediyorum .

Adamla tanışıyor , pazara gidiyor , çarşıya bakıyor , Amerika'lı biri ne kadar beğenirse o kadar beğeniyor(!) Çin'i. 

O beğenmedikçe ben daha çok ilgileniyorum Çin ile.

Bir blogger arkadaşım Çin'le ilgili görüşlerini (genelde olumsuz) esprili ve harika bir dille anlatmış bayıla bayıla okumuştum. Ama dur ya bu ülkede neredeymiş dememiştim (Çin'in nerede olduğunu bilmediğimden değil, merak etmedim anlamında)

Kore dizilerine merak sardığım yıl , 1-2 Çin filmi de izlemiş ama ülkeyi yine merak etmemiştim.

1 tane sevdiğim Çin'de geçen film var fakat orada İngilizce konuşuyorlar diye sadece diyalogları önemsemiştim.

Bahsettiğim şey Çin Seddi , Konfiçyüs , Du Fu  değil , onları zaten duyduk , bahsettiğim şey Çin'de yaşam.


Fakat kitabı okudukça kafayı sıyırıyorum , belki kitapla alakalı  belki değil bilmiyorum , anlatılan tutkulu bir aşk , bir de Çin'deki olumsuzluklar , tek olumlu şey kadının yiyebildiği yemekler ama ben deli gibi Çin'le ilgili daha fazla okumak , Çin'e dair bilgi edinmek istiyorum.

O hırsla kitabın bitmesine 50 sayfa kala kitabı kenara bıraktım , aldım elime bilgisayarımı, internette dolanmaya başladım , internet sonu olmayan bir şey olduğundan , Çin'le başlayan yolculuğum hafif bir Mısır seyahati , ardından mutlaka bir parça Osmanlı tarihi derken bir günü yedim , kitabı bitirmek ertesi güne kaldı.

Şimdi bunları niye anlattım , demem o ki , kitap okuyanları eleştirmek kolay .

Okuduğu şeyi küçümsemek muazzam bir zevk olabilir fakat şöyle bir durum var , belki de hiç umulmadık bir kitap size başka bir şeyler öğrenmenizin kapısını açıyordur. 

Belki daha fazla bilgi alabileceğiniz kitaplara yönlendiriyordur.

Belki de en umutsuz olduğunuz anda , alacağınız 1 kaşık pasiflora yerine geçiyordur.

Demem o ki insanları yargılamak kolay , anlamak zordur .

Anlamaya çalışanı bulmak ise imkansıza yakındır.

Diyeceğim o ki;
biri çıkıp ta diyebilir,
"sen Çin hakkında bir şey bilsen ne , bilmesen ne . Kitap okusan da roman okudukça bir halt öğrenebilme şansın yok."

Çok bilen insan bir şey bilmediğini bilendir . Çok bildiğini zanneden ise  hiçbir şey bilmeyen.

O sebepten çok ta takmamak lazım kim ne söylüyor ...

Mesela ben, bugün 2 yeni şey öğrendim/öğrenmeye çalıştım ve hiçbir canlıya zarar vermedim ise yetiyor o gün bana .

Kitap mı , aşk bakımından eh işte , ön yargı bakımından muazzam.

Mesela şöyle bir cümle var kitapta ki insanın "oha falan" olası geliyor ;
"Amerikalılar kimsenin hakkını yemez "




17 Eylül 2017 Pazar

Pİ - AKİLAH AZRA KOHEN



1. Basım 2015
700 Sayfa

İlk iki kitabı okuduktan sonra böyle bir kitap beklemiyordum açıkçası , Fi yi okuduktan sonra ne düşünmüşüm , ne yazmışım diye baktım ve çok erken karar vermiş olduğumu görüyorum şu an.

Çi konusunda hala aynı fikirdeyim.

Pi mi, Pi ; ilk kitapta neden Ayn Rand'a benzetmişler ki , sorusunun karşılığı.

Pi ile şunu fark ettim , bu arada Fi 'ye yazdıklarımı unutmuşum,  Atlas Silkindi 'nin kopya hali..

Evet , yani öyle ilham , benzetme falan değil . Bildiğin kopya.

Arkadaş bu kadar mı dedirten cinsten hem de .

Tabii ki her kopya gibi karbon kağıdının izleri var üzerinde .

Bir de çemkirmişim Ayn Rand'a benzetenlere , yuh olsun bana.

Benzetmek ya da benzerliği kamufle etmek  için müthiş bir çaba harcamış , her kitap için 100'lerce sayfa , binlerce kelime harcamış . 

Sırf okuyan çakmasın diye tur üstüne tur bindirmiş. 

Ama yani hikaye Türkiye 'de geçiyor diye , ülkemizde pek kitap okunmuyor diye , okuyanlar da ne okuduğunun çok ta farkında değil diye bu kadar da olmaz ki.

Röportajlarını falan dinlemedim ama gerçekten biri Atlas Silkindi'yi sormuş mu oldukça meraktayım. Varsa bildiğiniz yorum kısmında bir zahmet beni aydınlatın :D



********************




"İnsan nasıl özgür olabilirdi , insanlık köleyken."

"Binlerce yıldır kendini rahatlatmak için kendine yalan söyleyerek evrimleşmiş beyinlerin organizmalarıydık. İşimize gelmeyen hesaplara girmemek için , bizi strese sürükleyen konularla yüzleşmemek varoluşumuzun bir parçasıydı.Kendine yalan söyleyebildiği için kendine katlanabiliyordu insan."

"Herhangi bir  duyguyu hissetmeyecek kadar aptallaşıp bedenlerini televizyonlara teslim ediyorlar.Dizilerde yaşıyor , filmlerde hayat buluyor , aktör ve aktrislere aşık oluyor , televizyona çıkan herkesi adam yerine koyuyor ve kitap okumaya çalışınca da hemen uyuyuveriyorlar."

"Korkuyla şekillenmiş aileler çocuklarının kendilerinden büyüyüp yabancılaşmasını engellemek için , en ilkel haliyle , bilgiden  uzak tutuyorlardı yavrularını , kendilerini geliştirip yavrularına yetişmek yerine yavrularını engellemekti cehalet."

"İyiyi dışlamak , akıllıyı ezmek , fark edeni aşağılamak , umursayanı aptal saymak evrimsizliğin ilk tepkileriydi."

"Eski bir inanışa göre, kişi dünyadaki yolculuğunu tamamladığında cennet ile cehennem arasında kendini ayna karşısında bulurmuş. Bu ayna o kişinin, dünyada geçirdiği süre boyunca , her konuda olabileceği , ulaşabileceği en yüksek potansiyeli sunarmış ona ve ruh , olabileceği en iyi versiyonuyla , olmayı seçtiği versiyonu öyle netlikle görürmüş ki aynada, olabilecekken olmadığı şeylerin , yani dolduramadığı potansiyelin pişmanlığı içine işlermiş. İşte o pişmanlık ruhun cehennemiymiş..."

"Neye inanırsanız inanın , tüm inançlar , tüm felsefeler, ideolojiler , düşünceler , fikirler kişiye olabileceği en iyi versiyonu bulabilmesinde yardım etsin diye dünyaya yerleştirilmiş araçlardır. Siz olabileceğiniz en iyi halinize dönüşmeyi bir kenara bırakıp hanginizin aracı daha iyi diye kavgaya girişirseniz bırakın potansiyelinizi doldurmayı , kişi bile olamazsınız. Pişmanlığınız hayatınız olur..."

14 Eylül 2017 Perşembe

AZADE-FAZİLE AŞAR AYDINALP /ÇEKİLİŞ



1. Baskı 2017
112 Sayfa

"İlla ki kimlik kaygısı taşıyacaksa insan , insan kimliğine gerçek manada sahip olup olmadığının kaygısını taşımalı."

"Gece bütün işleri bitirince kahve veya çayın eşliğinde yeni bir arkadaş alıyorum kitaplığımın rafından. Ben onu okuyorum o ise benim içimi...Zararsız , iftirasız , acılara dilsiz , gülüşlere ortak nice kitap arkadaşımla yaşıyorum."

*********

Kitap, hediye gelenlerden biri.

Eskiden , gençken bu tür hikayeleri daha bir şevkle okuyormuşum , onu fark ettim.

Manevi duyguları , dünyevi duyguların önüne alan hikayelerden bahsediyorum.

Hikayeyi beğendim ama reel hayatta gerçekleşmesi çok ta mümkün olmayan sahneleri olması sebebiyle azıcık hayali buldum.

Yazar Türk Dili ve Edebiyatı okuyormuş, Divan Edebiyatı etkisi hemen hissediliyor kitapta.

Edebi değeri tartışılır ama o ayrı.

Dediğim gibi hikayeyi sevsem de bazı haller ya olmalı ya da hiç o satırlarda yer almamalı diye düşündüm.

Bir de  yazım hataları oldukça fazla geldi , "o de'lerin hepsini ayrı yazmayacaktınız" diyesi geliyor insanın.

Yazarın ilk kitabı olduğunu düşünüyorum , o sebepten zamanla daha da oturması beklenebilir tarzının.

Çekilişle hediye edeceğim  kitabı,   bu postun altına mail adresinizi yazarak çekilişe katılabilirsiniz .


 19 Eylül Salı günü çekilişi sonlandıracağım :)


Keyifli okumalar olsun.



Arkadaşlar çekiliş sonucunda kazanan arkadaşım 
tebrik eder, keyifli okumalar dilerim.

12 Eylül 2017 Salı

HAYATIN KAYNAĞI, MANASI VE HAYSİYETİ EGO-AYN RAND

Çeviri:Şerif YILDIZ
1. Baskı 2003
65 Sayfa

"Kesin olarak bildiğimiz tek şey , bilebileceğimiz her şeyi bilmek arzusunu içimizde şiddetle taşıdığımızdır."

Yevgeni Zamyatin'inin Biz romanından etkilenen bir diğer kişi de Rand 'dır.

Özellikle bu kitabında , Biz'den izler görmeniz olası.

Rand 'ın söylemlerini sevemesem de yazdıklarını harika  buluyorum.

Özellikle paylaşımcı rejimlerin karşısında olduğu, yazarın anlatmak istediği şeyin farklı olduğunu , yaratıcılığın onun için çok önemli olduğunu , insanların Ben'i bulması gerektiğini savunduğunu düşünüyorum.

Açıkçası yaşadığımız şu dünyada , artık elimizde uygulayabileceğimiz başarılı rejim alternatifi kalmadığını bu anlamda bir miktar yaratıcılığa ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum.

Çalışanın da çalışmayanın da geçebildiği eğitim sistemimizle , çalışanın da çalışmayanın da aynı ücreti aldığı kurumlarımızla, iş yapmanın değil arkası olanın değer gördüğü sosyal adaletimizle , emekçinin değil aradaki mekanizmanın  karı aldığı uygulamalarımızla bizden artık çok bir şey olmayacağı kesinleşmiştir.

Bu düzene hangi rejimi uygulasan , dikiş tutmayacaktır.

Ve en nihayetinde yeni devrimlere ihtiyaç vardır .

Ya da John Galt kim?

Bu arada 65 sayfa olduğuna bakmayın çok 400-800 sayfalık kitapları cebinden çıkarır bu distopyadan ütopyaya geçiş hikayesi:)


10 Eylül 2017 Pazar

SAFİR MAVİ - KERSTIN GIER


Çeviri:Firuzan GÜRBÜZ
2. Basım 2014
365 Sayfa

"Kibirli kişi kendine fazla değer biçer."

İlk kitabı Yakut Kırmızı'yı okuduktan  sonra çok ta bekletmemek adına 2.'yi okuyuverdim zira çok kolay okunuyor .

Bu hikaye kendini bana fena halde sevdiriyor.

Yine İngiltere , balolar , malikaneler , peruklar ,fraklar falan :D

Sevilesi bir ergen kitabı :D



8 Eylül 2017 Cuma

YOLCU- ERIN BOWMAN

Çeviri:Gamze BULUT
1. Basım 2017
351 Sayfa

"Kin tutmanın aptalca olduğunu biliyordum ama hiçbir zaman affeden biri olmamıştım."

İlk kitaptan sonra hemen bitsin diyerek ve sıcaklarda hızlansın artık okumalarım umuduyla okunan ,tarafımdan  sevilen , kolay okunur , kolay anlaşılır ve keyifli vakit geçirtir kategorisine dahil ettiğim bir Kerem kitabıdır.

Kendisine teşekkür ediyorum ,

ergenlerin ne okuduğunu bir daha gösterip , yeniden mutlu olmama vesile olduğu için .


5 Eylül 2017 Salı

TIFFANY'DE KAHVALTI -TRUMAN CAPOTE

Çeviri:Meral ALAKUŞ
1. Baskı 2008
5. Baskı 2017
125 Sayfa

"Güzel bir sabah uyanıp da Tiffany'de kahvaltı ettiğim zaman bile yine kendim olmak isterim."

"Ben gerek kendimin gerek benim olacak her şey ait olduğu yeri buluncaya dek hiçbir şeye sahip olmak istemiyorum . Henüz bu yerin de nerede olduğunu bilmiyorum. Ama bu yerin nasıl bir yer olduğunu biliyorum."

Kitabı yeğenden tırtıkladım :D

Malum efsane bir okunma oranı hatta daha da fazlasıyla izlenen bir filmi var.

Kitabı sevdiğimi fakat filmini sevmediğimi net olarak belirtmeliyim.

Kitapla uyuşmayan çok yeri olduğunu görmek , filmden soğutuyor insanı.

Her sayfayı çekemezsin ama , olayların akışını  ya da sıralamasını da değiştiremezsin zannederim.

Yine de herkesçe bilinen bir mevzuya fransız kalmamaktan ötürü rahatım.

Okundu , bitti.




3 Eylül 2017 Pazar

BEŞ PARASIZDIM VE KATİLİMİ ARIYORDUM -DERVİŞ ŞENTEKİN

1. Basım 2014
2. Basım 2014
236 Sayfa

"Oysa elinde kılıcınla ölmüyorsan o ömrü yaşamamışsın demektir."

"Susarak katlanıyoruz her mutsuzluğa."



Kitabın seri olduğunu , 2. kitap olduğunu bilmeden aldım.

2. kitap diye de okumak istemedim, konu bütünlüğüne hakim olamamaktan korktum, sonra geçenlerde bir gün biri anlama sıkıntısı çekmezsin deyince , okunacak kitaplarımın  arasına yeniden girdi.

Fakat  olumsuz yorumlara denk geldiğim her defasında erteledim.

Ön yargılarımın kurbanı olduğum bir kitap daha .

Kitap polisiye , hem de iyi bir polisiye.

Hatta seri keşke devam etmiş olsa da gidip hemen devamını okusam diye düşündüm.

Çünkü bu hikaye uzayabilir.

Çok ta güzel uzar hem .

Siz de ön yargılarınızı kırın ve bir fırsat verin derim :D

30 Ağustos 2017 Çarşamba

GÖLGELER -ILSA J. BICK



Çeviri:Barış Emre ALKIM
499 Sayfa

"Sanki tüm dünya buzdandı , yan yatmaya başlamıştı ve şayet sımsıkı yapışıp tutunmazsa sonsuza dek kaybolup gidecekti."

Küller serisinin ikinci kitabı .

İlk kitap ve seriyi edinme serüvenim için lütfen bir tık.

Sanırım son zamanlarda okuduğum en iyi distopik serilerden biri .

Evet kan gövdeyi götürüyor , evet çok vahşi sahneler mevcut ve evet çok fena halde etkileniyorum ama izler gibi okutuyor kendini ve sevdiriyor.

Bir de bilenler lütfen bana yazsın , filmi var mı?



28 Ağustos 2017 Pazartesi

YARALARIM AŞKTANDIR-FURUĞ FERRUHZAD





Çeviri: Haşim Hüsrevşahi 
5. Baskı 2017
296 Sayfa



"VEDA
...
Senden uzaklara götürüyorum 
ey umarsız umutların cilvesi 
diri diri gömeyim diye bir daha 
olmasın seninle buluşma hevesi."

"TANRILIK İSYANI
Ey tanrı şayet tanrı olsaydım bir anlığına 
kopardım kendimden , kopar uzaklaşırdım 
Bu ihtiyar dünyanın viran  caddelerinde 
kaftanım , asam olmadan giderdim 
Benim korkum yüreklere korku salmazdı 
 asilere cehennem vaadi vermezdim 
ya cennet yolunu kısa tutardım , ya yeni bir cennet doğururdum..."

"İNANALIM SOĞUK MEVSİMİN BAŞLANGICINA

Ben düşüncelerin , sözlerin ve seslerin aldırmazlık dünyasından geliyorum
Ve bu dünya yılan yuvasına benzerdir
Ve bu dünya 
Öyle insanların adım sesleriyle doludur ki 
Seni öpüyorken
kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar..."

********

İran modern şiirinin en cesur kalemidir Furuğ.

Şöyle yazılır kendisi için kitabın uzun ön sözünde;
"Ferruhzad erkeğe hitaben , tamamen kadınsı duygusallığı ile şiir söylemiş tek kadındır."

Ferruhzad , dönemi itibariyle İran'da bir kadın tarafından hiç yazılamayacak cesur cümleler kurar ve 32 yıl çok cesur yaşar .

1 yaşında oğlunu bir daha asla göremeyeceğini bilse de boşanır kocasından mesela .

Evli bir adama aşık olur .

Babası bir askerdir ama Ferruhzad onun disiplinine girmeyi reddeder.

Annesinin sadece dinsel olarak varolduğunu , maneviyatta beraber olamadıklarını yazar şiirlerinde.


Film çeker , kamera arkasına geçer , kısacık ömründe (yurt dışında) ödüller alır.

İran'da ise yerden yere vuruluyordur.

Aç ta kalır yeri geldiğinde, memleketinden uzak ta .

Ama evlat hasreti bitmez ve cüzzamlı bir çocuğu evlat edinir .

32 yaşında şaibeli bir trafik kazası ile ölür ama çilesi bitmez .

Çünkü mollalar cenaze namazını kıldırmayı reddeder.

2 günün sonunda bir yazar arkadaşı kıldırır namazını ve toprağa kavuşur .

Oysa şiirler yazmıştır  toprak üzerine , kavuşmak üzerine.

Bizde de pek bilinmez zaten , pek anılmaz.

Belki asi tavrından , belki kurallara uymayışından ya da düzene isyanından .

İsyan, hakkıyla yapılıyorsa bile hoş karşılanmaz ülkemizde.

Ama kesinlikle okunmalı , en azından hayatı bilinmeli dediklerimden .


27 Ağustos 2017 Pazar

YILDIZ ŞALE KÖŞKÜ -İSTANBUL'DA BİR YER


İşin aslı hazır İstanbul'dayken , gezmediğimiz yer kalmasın :D

Değil tabii ki , tamamen kartımızın süresi bitmeden bir -iki yer görme telaşı .
Şöyle ki müzelere İş Bank kartınızla her yıl 1 ay -sınırsız giriş ile ücretsiz gezme hakkınız var .Biz Ege'den başladık gezmeye , Efes'ti , İzmir Atatürk Evi'ydi derken İstanbul'a geldiğimizden beri bir kez daha Arkeoloji Müzes'ni ve Pargalı İbrahim Paşa'nın Sarayı 'nı(şimdi adı değişmiş ya neyse) da gezdik.


Hala Rumeli Hisarı'nı görmediğimi hatırlayan eşim , haydi gidelim deyince çıktık yola , güya kendisi bakmıştı giriş -çıkış saatlerine fakat günlerine bakmamış :D Gittiğimiz gün çarşamba olunca haliyle giremedik Hisar'a. Neyse dönerken Yıldız Parkı'na girelim dedik , zira iki yıldır Kerem dibinde okuduğu,  defalarca önünden geçtiğimiz halde bir defa bile girmedik içine .



 Yıldız Parkı'na girdikten sonra bir müddet eşimle buluşmakta sıkıntı yaşadık çünkü ben Beşiktaş'taki kapıdan yürüyerek girdim o da motoru bırakmak için üst kapıdan girmek istedi .
Ve park bir miktar büyük , 2 adet cafe/restaurant mevcut , bunlarda yemek yiyebilir ya da çay kahve içebilirsiniz.

Yıldız Parkı
 üst kapısından çıkınca 500 metre yukarısında Şale Köşkü.

III.Selim'den 
II. Abdülhamit'e kadar eklemeler yapılarak oluşturulmuş.

En son yabancı misafirlerin konaklaması için kullanılmış, oldukça görkemli bu yapı çok mahzun.

Zira geleni-gideni oldukça az.




Müze kart geçmiyor , giriş 10 Lira (sanırım ).





İçinden çekilmiş tek kare yok çünkü fotoğraf çekmek yasak.



Fakat çok hoş , çok muhteşem bir yapı . Restore edilmeyen yerleri daha bir güzel .


406 metrekarelik tek parça Hereke halısını ve benzersiz çini sobalarını görmek muazzam bir keyif .



Sobalara dikkat zira tip olarak tamamen porselen vazo gibi ve devasa görünüşleri ile görülmeye değerler.Görevli "soba bunlar" demese dikkatimizi çekmeyeceklerdi.



Eğer İsranbul'da iseniz ya da yolunuz düşerse , bu sessiz ama mağrur yapıyı görmeden geçmeyin , yürümekten korkmuyorsanız , dönüşte Yıldız Parkından geçip , harika köşklerde çay/kahve içebilir , yemek  yiyebilirsiniz.

Hem de şu 




ya da şu manzara eşliğinde:)


İstanbul içinde bu kadar yeşili bulmak bir mucize.